| |
 |
|
 |
|
 |
Eksik Şiir
Yayınevi: Metis Yayınevi
Yayın Yönetmeni: Müge Gürsoy Sökmen
Yayıma Hazırlayanlar: Sibel Algan, SN
Müzik Yapım
Semih Sökmen, Metis Yayınları
Kapak Tasarımı: Emrah Yücel
Yayın Tarihi: Aralık 2006
Dizgi ve Baskı Öncesi Hazırlık: Metis
Yayıncılık
Bilgi: Eksik Şiir'de Sezen
Aksu'nun 1975-2006 yılları arasında yazdığı 400'ün üzerinde
şarkısözünden 197'si yayımlanmaktadır.
Önsöz:
Bu kitap yakınlarımın, çoklukla da şarkılarımdaki sözlerle daha fazla
ilişki kuranların, uzun yıllardır süregelen ısrarları sonucu oluştu. İlle
de olmalı mıdır sorusu çok kurcaladı beynimi açıkçası. Epey bir süre
çekimser kaldım. Düz düşününce zaten vardılar, ortadaydılar; müziğini
çekip aldığınızda şiire ne kadar yakın durursa dursun eksik kalan o sözler
bir araya toplandığında bir bütünlük oluşturabilir miydi?
Yaptığı işlerden bir türlü tam manasıyla memnun kalamayan, bir sonrakinde
eksiğini gediğini giderme telaşı ile arkasına bakmadan bir acele yürüyüp
gitmek isteyen insanlar için bu hep böyledir. Eski defterleri
karıştırmaktan haz etmezler. Hele benim gibi yazmakla da yetinemediği için
deli gibi kalabalıkların önüne atılıp çığırmaktan kendini alamayanlar…
Örneğin gittiğiniz herhangi bir yerde birilerinin hemen albümünüzü çalmaya
başlayarak gösterdiği incelik ve nezaket sizin için nasıl bir azaba
dönüşebilir mümkün değil kestiremezsiniz. Hatta bazen bütün hata ve
kusurlarınızın yüzünüze vurulduğu, sonsuza dek kendinizi dinlemeye mahkûm
edilip cezalandırıldığınız fantezisine kadar akıl yoldan çıkabilir.
Kendi başıma geldiği için mecburen anladığım bu yarı gerçek, yarı hayal
dünyasında seyredenlere has taşkın duygularla uçlarda savrulma hali,
seyredene “gülü seven dikenine katlanır” dedirtir, seyredilenin ömrünü
tüketir. Oysa şarkı, şiir, hikâye, roman her neyse yazma ânı (plansız,
programsız hakiki yazma anından söz ediyorum) yazanı da seyircisi yapan
olağanüstü haldir. Yazarsınız ama sahibi olamazsınız. Çok içeride bir
yerden ortak bir gizli bilgiyi hatırlamakta olduğunuzu hissedersiniz. Ama
ürettiğiniz her ne ise tamamlandığında ‘ben” sizi yeniden ele geçirir. Bir
dahaki yazma ânına kadar bu eşsiz kendiliğindenliği unutursunuz. Çünkü onu
diğerleri ile paylaşma süreci başlamıştır. Zeka, akıl, süslemecilik,
sunum, satış, gösteriş, özetle profesyonel alan devreye girer. Artık o ilk
ânın saflığı içinde değilsinizdir. Sizi gitgide daha da huzursuz kılan bu
çelişkidir - aklın o saflığın gücüne hiçbir zaman erişemeyeceğini içten
içe bilmek...
İşte böyle ün nedir, ünlü olmak gerçekte neyi temsil eder, bir ünlü
inisiyatifi dışında kendine yüklenen eksi, artı anlamlara ne mesafede
durmalıdır, durabilir mi, bu karşılıklı bir delilik hali midir, olağan
mıdır, anılar yazılmalı mıdır, yeni şarkılar üretirken best of'lar
yapılmalı mıdır, içinden müziği alınmış sözlerden kitap olur mu ve bu gibi
daha bir dolu karmaşık his ve düşüncenin içinde maymun olduğum günlerden
birinde, bir cümle beni netleştirdi. Yıldırım’la (Türker) sohbet
ediyorduk; “Borcun var” dedi. Hafifleyiverdim. Seyreden de, seyredilen de
kendi tarafından bakar doğal olarak, görecelidir ama gerçek tektir. Ve
herkes gerçek olanı sezer, vicdanla sezer. Borcum var, farkettim ki ben
bir tek bundan eminmişim zaten kayıtsız şartsız.
Bu kitabın oluşması için direncimin kırılma noktası bu cümledir. Oluştu,
sıra geldi önsöze. Aklıma birbirinden güzel, manalı, süslü binlerce cümle
geldi. İnsanın aklına ilk öylesi geliyor bir türlü yakasını kurtaramadığı
beğendirme derdi yüzünden. Denedim, vazgeçtim. Hiç kimsenin yutmadığını,
ve ilk yazma anını hatırladım, kalemimi o anın getirdiklerine bıraktım.
İnşallah önsöze benzemiştir.
SEZEN
Kasım 2006 |
|
|