|
Nilgün Cerrahoğlu
Alkış, ıslık, kıyamet, ağlayanlar... Sezen Aksu ile sahneye çıkan Haris Alexiou'yu İstanbul seyircisi böyle karşıladı. Bir konserde bu duygu seli az yaşanır.
Kimi çocukluğunda, gençliğinde kalmış Rum komşuları, düşündü. Kimi yıllarca iki halkı tutsak alan katı, anlamsız bir duvarın, ilk kez gerçek anlamda, yıkıldığını; çözüldüğünü hissetti. Kimi özlediği ve hasret duyduğu "düşmansız bir geleceğin" umuduna kapıldı...
Ortak olan basit bir müzik şöleninden daha fazla; artı bir şeyler yaşandığıydı. "Grup terapi" gibi bir boşalma, rahatlama ve farkına varılmadan çok beklenilmiş bir kucaklaşma hissi... Lütfi Kırdar'ın 2000 kişilik salonunda elle tutulacak, bıçakla kesilecek denli somut bir duyguydu bu.
Öylesine doluydu ki salon; partere ekstra iskemleler konmuştu. Balkonda gençler, müziğin ritmine kendilerini kaptırarak tempo tutup, dans etti sık sık. Yunanlı ve Rumlar Alexiou'nun; İstanbullular Sezen'in şarkılarına "koroyla" eşlik etti. Türk "udu" ve Yunan "kemanı"; değme caz sanatçılarına taş çıkartırcasına, ortak bir "jam session" yaptı. Haris'in orkestrasından üç Yunanlı ile sirtaki yaptı Sezen.
Bir konser salonunda değil, küçük, "entim" bir kabaredeydik sanki. Yunanistan ve Türkiye ilk kez böylesine baş başa ve yüz yüzeydi belki de...
İkisi de düz, sade, siyah tuvaletlerle çıktı sahneye. Önce kadife; arkadan şifon, payetli bir tuvalet giydi Haris Alexiou. Mikrofonu alır almaz şunu söyledi: "Nihayet İstanbul'a, sizlere şarkı söylemeye geldim"...
Yıllardır Haris'in kafasında var olan bir projeymiş bu. 77 yıl önce anneannesinin göçtüğü topraklara bir "star" olarak dönmeyi belli ki çok istemiş. Ama siyaset "duvarı" bir türlü Türk seyircisiyle buluşmasına el vermemiş. Dostlarına yaptığı özel İstanbul ziyaretlerinde; "Türk gerçeğini" öğrenmeye, kavramaya çalışmış gene de. Türkçe kasetler, Türk TV'leri izlemiş. Tasavvufa merak sarmış, okumuş, araştırmış.
Bizim için olduğu kadar Haris Alexiou için de ertelenmiş bir "kucaklaşmaydı" bu yüzden konser. "Tutuklu Kaldım"ı Türkçe sözlerle okuduktan sonra salonu yıkan alkış ve ıslık furyasını; "sağolun, varolun; kardeşlerim..." diyerek selamladı Alexiou ve kırık Türkçesiyle sonunda kendini tutamayıp "Annem İzmirli. Babam Atinalı. Ben türlü, türlü..." dedi.
Alexiou ve Aksu, konseri "Fosforos" ve "Eleni" adlı ortak söyledikleri parçalarla açtılar; genel ortak söyledikleri "Olmasa Mektubun", "Sarışın", "Tutuklu" ile kapattılar.
Ege'nin iki yakasından yükselen bir haykırış gibi; "yüz yüze", "karşı karşıya" söylediler bu ortak parçaları. Notalar, diller, duygular birbirine karıştı. Yorumlar ve tarzlar farklıydı.
Sezen bir kabare şarkıcısı gibi. Alexiou'nun sözleriyle "duyguları dolaşıma sokmakta" olağanüstü yeteneği var. Seksi, sevimli, ele avuca sığmayan ölçüde cilveli. Alexiou'nun tarzı ise klasik. Sahneyle nerdeyse ("müziğin tanrıçası" diye adlandırdığı) Maria Callas'ı çağrıştıran "dramatik" bir ilişkisi; izleyiciyi alıp götüren, dolgun bir sesi var. Konserin ikinci bölümünde o da yalnız koyuverdi makaraları. Birbirlerine takıldılar, sarılıp öpüştüler; sarmaş dolaş çıktılar sahneden.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı ve Most Production organizasyonu; "Roche" firmasının finansmanı ile gerçekleştirilen konser; 23 Kasım'da Atina'da tekrarlanacak.
Avrupa turnesine dönüşebilse keşke; Paris - Londra'dan; Berlin, Roma, Madrid'e dek uzanan bir turne olabilse bu!
Sezen'in dediği gibi; "Şarkılar; savaşlar ve silahlardan çok daha güçlü..." Çünkü. Ege'deki bu yeni rüzgara dünya da tanık olmalı... |